Tabirci; alim, anlayışlı, idrak sahibi, zeki, yalandan uzak, amelleri ve fiilleri güzel, dindar, tabir ilmine vakıf, rüyayı sahibinin durumuna ve makamına göre tabir edebilecek, dolayısıyle Kur'an'a ve Hadis ilmine vakıf, alimlerin kararlarını derinliğine inceleyebilecek biri olmalıdır.
Tabirci rüyayı yorumlarken, rüya sahibinin hal ve şanını göz önünde bulundurmalıdır. Mesela bir padişahın veya vezirin rüyasını, aynı rüyayı gören bir fakirin ve esnafın rüyası gibi tabir etmek doğru değildir. Çünkü bir şehzadenin beyaz bir ata binmesi, onun padişah olacağına delalet eder. Buna mukabil halktan birinin beyaz bir ata binmesi, onun padişah olacağına işaret değildir. Belki rüya sahibi bir yerden iyilik görür ve ni'mete kavuşur. Binaenaleyh tabirci bu hususları fark etmeye muktedir olmalıdır.
İnsan rüyasını her önüne gelene anlatmamalıdır. Bu doğru değildir. Hatta her rüya tabirciye bile söylenmez ve tabir edilmez. Rüya bilhassa düşmana, hasete ve cimriye tabir ettirmek doğru değildir. Yukarıda belirtilen vasıflara sahip bir tabirci olmadığı takdirde, insan rüyasını kendi kendine ve hayra yormalıdır. Dünyada görülmesi muhtemel bütün rüyaları, tabirnamelerde aynen bulmak, imkansızdır.
Çirkin ve korkunç bir rüya gören kimse, uyandığı zaman Euzübillahimineş şeytanirracim Ya Rabbi bu rüyanın şerrinden sana sığınırım" demelidir. Böyle çirkin bir rüya kimseye söylenmemeli ve tabire kalkışılmamalıdır.
İnsan bazen rüyasını rüyada birine tabir ettirir. Bu doğru, sıhhatli bir tabir olur. Dolayısıyle uyandıktan sonra tekrar tevil ettirmeye luzum yoktur. |